Uzun upuzun süredir Görükle'de hissetmediğim bir şeyi hissettim bu gece ''komşuluğun huzurunu''.
Çok yorgundum. Bırak yeni insanlarla tanışmayı, şuradan şuraya kıpırdayacak halim yoktu denebilir. Sonra kıramayacağım bir dostum aradı beni. Yan komşularına gidilecekmiş. Ev arkadaşları gelemeyeceklermiş , gelebilir miymişim? Nereye giderim ki bu halde? Sonra ısrar ısrar olunca. ''bak yarım saat oturur, kalkarız'' cümleleriyle yola koyulduk. Ama gel gör ki Bursa'ya geldim geleli hiç tatmadığım güzel bir huzura gebeymiş bu gece. 4 saat oturduk!
Çayların gelişi, ev sahiplerinin bizi eşofman yerine özenilmiş kıyafetlerle karşılaması, ikramları, çay ardından gelen kahveler, onların güzel sohbeti... Nefes almadan değil noktalı, virgüllü, sakin sakin hayata dair düşünceleri paylaşmak. Ortak noktalarda mutlu olmak, ayrılan noktalarda saygı duymak.
Ağzımda, ağzımızda çok güzel tatlar kaldı. Bunlar güzel ikramların ve en çokta güzel sohbetin tadıydı. Nasıl denir? (arkadaşımın yerine de konuşmak istemem ama)
''Bize de bekleriz efendim''
Translate
27 Kasım 2011 Pazar
23 Kasım 2011 Çarşamba
Mavi Kuş'a
Mavi kuş,
Sen bana Jüpiter'i öğrettiğinden beri, ne zaman karanlıktan korksam, ruhumu bir salıncaya bindirip ona ulaşıyorum.
Uçmadan bir saniye öncede senin Jüpiter'i gösterdiğin parmağını ve yanımdaki karartını görüyorum.
Çok yaşa e mi?
:)
Not: sınavlarının olmadığı bir vakitte seni de beklerim.
Esen kal.
Sen bana Jüpiter'i öğrettiğinden beri, ne zaman karanlıktan korksam, ruhumu bir salıncaya bindirip ona ulaşıyorum.
Uçmadan bir saniye öncede senin Jüpiter'i gösterdiğin parmağını ve yanımdaki karartını görüyorum.
Çok yaşa e mi?
:)
Not: sınavlarının olmadığı bir vakitte seni de beklerim.
Esen kal.
21 Kasım 2011 Pazartesi
Salıncaklar Geceleri Gökyüzüne Ulaşır
Dosttan cümleler:
''-O gece o da senin oturduğun gibi oturmuştu salıncağa, ben de bu tarafa oturmuştum. Bak şurası da benim odam.
- Şeftalileri çok severim. Bazıları sevmez ama ben çok severim.
- Onun rengi bebek mavisi, simgesi de gamze :)
- Babamın bizi çok sevdiğini biliriz ama
-Ud çalmak istiyorum.
-Çok özel birisi olduğunu hissediyorum onun''
Efendim diyorum ki parklar gündüzleri çocuklara, geceleri ise çocuk kalmış ruhlara aittir. Siz ne dersiniz?
AAA BU GECE YILDIZ KAYDI BİR DEE :)
''-O gece o da senin oturduğun gibi oturmuştu salıncağa, ben de bu tarafa oturmuştum. Bak şurası da benim odam.
- Şeftalileri çok severim. Bazıları sevmez ama ben çok severim.
- Onun rengi bebek mavisi, simgesi de gamze :)
- Babamın bizi çok sevdiğini biliriz ama
-Ud çalmak istiyorum.
-Çok özel birisi olduğunu hissediyorum onun''
Efendim diyorum ki parklar gündüzleri çocuklara, geceleri ise çocuk kalmış ruhlara aittir. Siz ne dersiniz?
AAA BU GECE YILDIZ KAYDI BİR DEE :)
19 Kasım 2011 Cumartesi
Hope
Bir zamanlar kardeşine hamile annesini koruduğu için belki de çatılar bu kadar anlamlı geliyordu ona. O henüz doğmamıştı halbuki çatılar kadınlık lügatına ''sığınak'' olarak geçtiğinde. Ama anlatılmadan öğretildi bu hikaye, sırf kadın olarak doğdu diye. Annesinin en son isteyeceği şeyi yapmıştı ''onu anlamış''tı.
18 Kasım 2011 Cuma
Kendime Not
zülfü livaneli - sus söyleme
Uzaklara bakmalı, bir sigara yakmalısın. Rüzgar saçlarını uçurmalı. Şarkının gözlerinde yarattığı etkiye rağmen dik durmalısın. Dimdik! ve şarkının sonunda dudaklarında acı bir tebessüm oluşmalı. Her şeye rağmen bastığın yeri hissetmeli ve kendine sahip çıkmalısın, gözlerindeki o ''uzak arayışına'' rağmen yakınını sevmelisin. Bir gün herkes gidebilir, bir gün herkes bütün bu olan biteni, seni mutlu eden her şeyi yalanlayabilir. İç sesin inan diyorsa durmamalısın. Sahip çık, sahip çık! ve çocuk kadın kalmaya devam et. Sana ''BÜYÜ ARTIK'' diye bağıran insanlara inat.
''O yollarda'' böyle durmalısın.
''O yollarda'' bu şarkıyı böyle dinlemelisin.
Ve unutma ''mutlu aşk yoktur''
Not'a devam: söndür o sigarayı sen sigara kullanmıyorsun şapşal :)
Uzaklara bakmalı, bir sigara yakmalısın. Rüzgar saçlarını uçurmalı. Şarkının gözlerinde yarattığı etkiye rağmen dik durmalısın. Dimdik! ve şarkının sonunda dudaklarında acı bir tebessüm oluşmalı. Her şeye rağmen bastığın yeri hissetmeli ve kendine sahip çıkmalısın, gözlerindeki o ''uzak arayışına'' rağmen yakınını sevmelisin. Bir gün herkes gidebilir, bir gün herkes bütün bu olan biteni, seni mutlu eden her şeyi yalanlayabilir. İç sesin inan diyorsa durmamalısın. Sahip çık, sahip çık! ve çocuk kadın kalmaya devam et. Sana ''BÜYÜ ARTIK'' diye bağıran insanlara inat.
''O yollarda'' böyle durmalısın.
''O yollarda'' bu şarkıyı böyle dinlemelisin.
Ve unutma ''mutlu aşk yoktur''
Not'a devam: söndür o sigarayı sen sigara kullanmıyorsun şapşal :)
Ne diyordu Turgut Uyar?
Doktora tahlil sonuçlarımı öğrenmeye giderken her köşe başında rastladığım afişler kağıda aktarılmayacak mektuplar yazdırıyor bana. Bir ölünün bedenini sürekli görmek...Kimseye onun öldüğünü anlatamıyorum. Oysa ki yol çizgilerine gömdüm ben onu. İçim eziliyor. Ezilirken çıkan o iğrenç sesi duyuyorum.Vıckkh!!!
Tıbbın önündeki o afişe bakıyorum, dokunuyorum. Dokunduğum anda bütün hücrelerime hücum eden o ''huzur''un yerini soğuk bir cam parçasının elime bıraktığı tozu alıyor.
Hastaneden içeri giriyorum. Hasta çocuklar, hasta kadınlar, mutsuz refakatçiler, sargılı adamlar, yorgun doktorlar ...Teker teker aralarından geçiyorum hatta düşüncelerimle akıyorum. Dahiliyeye yine geç kalmış bulunuyorum. ''Şu yol boyu karşıma çıkan afişler biraz fazla ilgimi çekiyor da şu sıralar doktor hanım, nasıl demeli? kabuk bağlamış bir yerim kaşınıyor sanki tatlı tatlı bundan geç kaldım'' diyemiyorum. Yine olanca suratsızlığıyla sonuçlarımı anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor bir çoğunu dinlermiş gibi yapıyorum. Aklıma Turgut Uyar'ın bir dizesi geliyor:
"ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam..."
Gülümseyip çıkıyorum odasından.
O gün Pia'nın ölü bedeni arıyor beni(çok yoğun düşündüğümde oluyor bu, ilginç hala bir iletişim ağımız kopmamış(?)) yaşadığım şehre geldiğini ve bir kaç yeri gezmek istediğini, ona eşlik edip edemeyeceğimi soruyor. Sınavlardan dolayı vaktim yok diyorum kibarca. Sahiden vaktim yok fakat. Halbuki bir zamanlar günün 24 saatini 32 saate çıkarabilen bir mucize yarattırılıyordum tarafından. Öyle ki tanrının yeryüzündeki temsilcisiydim ben, o hayatımdayken. Vaktim yok yani ama artık. Gayet insanım ben. Zayıflıklarımda içimde.
Sonra yine bir afiş çıkıyor karşıma bakıyorum:''çok şükür bunu tadamayanlarda var'' diyorum. Camda fotoğrafının üzerindeki yansımamı görüyorum. Gülümsüyorum kendime. Güzel miyim ne? :)
Bir de şöyle diyordu sanki Turgut Uyar-ki en sevdiğim şiirindendir -
''Seni sonsuz biçimde buldum, o biçimi almıştın
Kötü şehirle, terle baş başa kalmıştın''Bu dizeleri kendime armağan ediyorum.
Not: Pia'nın ruhunu ve sıcaklığını bu şarkıda hissediyorum. Ruhun şaad olsun.
Tıbbın önündeki o afişe bakıyorum, dokunuyorum. Dokunduğum anda bütün hücrelerime hücum eden o ''huzur''un yerini soğuk bir cam parçasının elime bıraktığı tozu alıyor.
Hastaneden içeri giriyorum. Hasta çocuklar, hasta kadınlar, mutsuz refakatçiler, sargılı adamlar, yorgun doktorlar ...Teker teker aralarından geçiyorum hatta düşüncelerimle akıyorum. Dahiliyeye yine geç kalmış bulunuyorum. ''Şu yol boyu karşıma çıkan afişler biraz fazla ilgimi çekiyor da şu sıralar doktor hanım, nasıl demeli? kabuk bağlamış bir yerim kaşınıyor sanki tatlı tatlı bundan geç kaldım'' diyemiyorum. Yine olanca suratsızlığıyla sonuçlarımı anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor bir çoğunu dinlermiş gibi yapıyorum. Aklıma Turgut Uyar'ın bir dizesi geliyor:
"ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam..."
Gülümseyip çıkıyorum odasından.
O gün Pia'nın ölü bedeni arıyor beni(çok yoğun düşündüğümde oluyor bu, ilginç hala bir iletişim ağımız kopmamış(?)) yaşadığım şehre geldiğini ve bir kaç yeri gezmek istediğini, ona eşlik edip edemeyeceğimi soruyor. Sınavlardan dolayı vaktim yok diyorum kibarca. Sahiden vaktim yok fakat. Halbuki bir zamanlar günün 24 saatini 32 saate çıkarabilen bir mucize yarattırılıyordum tarafından. Öyle ki tanrının yeryüzündeki temsilcisiydim ben, o hayatımdayken. Vaktim yok yani ama artık. Gayet insanım ben. Zayıflıklarımda içimde.
Sonra yine bir afiş çıkıyor karşıma bakıyorum:''çok şükür bunu tadamayanlarda var'' diyorum. Camda fotoğrafının üzerindeki yansımamı görüyorum. Gülümsüyorum kendime. Güzel miyim ne? :)
Bir de şöyle diyordu sanki Turgut Uyar-ki en sevdiğim şiirindendir -
''Seni sonsuz biçimde buldum, o biçimi almıştın
Kötü şehirle, terle baş başa kalmıştın''Bu dizeleri kendime armağan ediyorum.
Not: Pia'nın ruhunu ve sıcaklığını bu şarkıda hissediyorum. Ruhun şaad olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



