Translate

29 Nisan 2013 Pazartesi

-sahilde bisiklet sürmek
-sahilde uyumak
-sahilde kitap okumak
-sahilde henüz ısınmamış denize girmek
-sahilde güneşlenmek,
-sahilde müzik dinlemek
.
.
.
.
.
denizi olan bir şehrin en sevdiğim yanı insanlara sırtını dönüp kendinle baş başa kalma imkanı tanımasıdır sana.
tatilde gibiyim.
akdenizde olduğum doğru ama.
güzel günler göreceğiz.
ama öncesinde biraz şekerlemeler, biraz deniz, biraz kum, biraz güneş, biraz kitap, biraz müzik ve biraz da yalnızlığa ihtiyacımız ya da ihtiyacım var.

Not: sevdiğim adamı da özlediğim doğru bu şarkıda özlemek ve sevmek eylemlerine gelsin.

12 Mart 2013 Salı

yağmur yağar taş üstüne

''Yağmur damlasına tutunup yeryüzüne inen küçük cep cinleri dağıldılar dört  bir yana. ''

Hikaye bu kadar, henüz devamı yok yani. Belki hiçte olmayacak. Ama şarkının ortasında böyle bir cümle geçti aklımdan. ''Keşke olsalar'' dedim sonra. Yağmur yağarken nasıl? nerede? kiminle? olmak istersen getirsinler sana, gitsen ya da oraya. Hadi tamam herkese olmasa da gökyüzünden bakıldığında kimin en çok ihtiyacı varsa ona getirsinler ya da onu götürsünler mesela. Ama bana da küçük bir süpriz yapıp gelebilirler.

 Bekliyorum efendim sizi. Islanan saçlarımı kurusunlar diye savururken arasından bulup çıkarmak dileğiyle.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Selam Google,

Bugün sepya rengi bir öğleden sonrası yaşanıyor Alanya'da. Maydonoz suyumu içerken onunda havayla aynı renk olduğunu fark ettim. Güzel bir müzik şimdi her şeyi tamamlar sanırım. Şöyle huzur vereninden olsun. Ben penceremin önüne oturup sokağı izleyebileyim. İlkokuldan çocuklar da sağılıyor. Tüm bunların karşılığını bulmak için acaba sana nasıl bir soru yöneltmek gerekiyor.

Beni deşifre ederek google plus hesabımında yok olmasını sağladığın için sana teşekkür ederim. Bütün bu anlattığım anların kafama takmış olduğun soru işareti çelmesiyle tadını çıkartamadığım içinde teşekkürler!

17 Şubat 2013 Pazar

   Dur ama başka şeyler anlatacağım. Kadını kadın yapan şeyler var. Bir de beni yengeç yapan şeylerde var. Bir de beni Merve yapan şeylerde var. İşte içimdeki tüm ağırlıkta bu meselelerden kaynaklanıyor. Hepsi toplanınca bazen iletişimde hatalar meydana getiriyorum.

 Size soruyorum? Hata veren bir programı kaç kere aynı heyecanla çalıştırmaya çalışırsınız. Ve kaç kere aynı hayalkırıklığını yaşarsınız. Peki ya kaçıncı da kendinize ''aptal'' demeye başlarsınız. Ama ben sürrealist bir tipim kendime ''umutlu'' diyorum. Her seferinde ''bak kızım bu hatalı bir program elin gitmesin bir daha yetti bunca hayalkırıklığı'' diyorum ama istemeyerek de olsa programı açmaya çalışıyorum.Şimdi ne oldum?
Programı açmaya takıntılı tip?

 Kendimi toplumdan önce ben tanımlamazsam çok daha iyi ve özgür hissedeceğim. Bu kadar tanımlara boğarken nasıl özümü bulabilirim ki?

Kendimle konuşuyorum aldırma sen. Bu linke   Deniz Durukan'ın Umay Umay ile röportajını bırakıyorum onu oku.

 iyi geceler
Birşey var. Yazsam olmaz. Yazmasam hiç olmaz.
uyumak ve günü bitirmek en güzeli olacak.

11 Şubat 2013 Pazartesi

hipokondriyak

    Bir keresinde doktora gittim ağrıyan yerime dokunurken, ''lütfen hassas dokunur musunuz? canım çok acıyor da'' dedim. Doktora hastalığımın nasıl olduğunu falan anlattım. Doktorda reçeteye bir şeyler karalamaya başladı. Sonra aynı sorunu dinlediğim arkadaşıma doktorun verdiği ilaçları teker teker söyledim. ''Siz de onlardan mı vereceksiniz?'' diye sordum. Doktor önceden bu rahatsızlığı yaşamadığım için ilaç isimlerini nereden bildiğimi merak etti. Sonra anlattım. O da reçeteyi uzatırken ''bu ilaçları almadan önce biraz zaman tanı kendine, arkadaşınla güçlü bir empati kuruyor olabilir misin?'' dedi. Sonra bende ''aslında hep böyle oluyor...'' diye durumumu anlatmaya başladım. Beni bir danışmaya yönlendirdi.

    Gittim mi? 1 kere. Bu konuya gelmedik bile. (Sanırım çok konuşup konudan bambaşka yerlere gittiğimden oldu bu)
 
    Geçen ablam bir rahatsızlıktan bahsetti. En az 3 günüm kendimde belirti arayıp, bulup'' nasıl tedavi olucam?'' sorunsalıyla geçti.

    Şimdi evdeki 2 gripli zaat var ben sapasağlamım, böyle zamanlarda umudum geliyor. Ya da ''yanlış saatin günde 2 kez doğruyu göstermesi'' olayı  mı gibi bir durum yaşanıyor.

  Hastalık ve tedavi süreçlerinden korktuğum için bu ruh halini yani doktorun deyimiyle kibarca ''haddinden fazla empati kurma hali''ni yaşıyor olabilirim. Bilmiyorum.

   Belki de beni tedavi edecek tek kişi Dr. Oetker'dir.