Bir yatağa uzanmışız. Ben göğsüne yatıyorum. Sen saçlarımı kokluyorsun. ''Beni bırakma tamam mı?'' diyorum durduk yere. Ağlıyorum sonra. Halbuki kavga da etmemişiz. Öyle durduk yere söylenip ağlıyorum. Kış mevsimi, hava kararmak üzere.
O gün mü hissettim dersin?
Translate
30 Ekim 2013 Çarşamba
20 Ekim 2013 Pazar
''maksat yeşillik olsun''
''NELER GÖRDÜM
-Beklenti yoksa hayal kırıklığının olmayacağını
-Kalbin beyninden daha akıllı olduğu
-Seslerin ve düşüncelerin havada uçabildiği
-Kendinize yabancılaştıkça kendimizi tanıdığımızı
-Yılların geriye işlediği zamanları
-Aslında her şeyin aynı şey olduğu
-Küçücük bir şey değişince çok şeyin değiştiğini
-Bazen doğrunun yanlışta gizli olduğunu
-Bütün kitapların bundan bahsettiğini
-Kuralsızlığın en doğru kural olduğu
-Bir noktanın sonsuzluğunu
-Yeni'yi bir yavru kedi gibi koruyup kollamak gerektiğini
-Gerçekse etkisinden belli olacağını
-Hayatın karmaşadan yeşerdiği
-Kazansan da kaybetsen de kazandığını''
OT DERGİSİ ekim sayısı yine çok güzelsin, yine çok özelsin.
-Beklenti yoksa hayal kırıklığının olmayacağını
-Kalbin beyninden daha akıllı olduğu
-Seslerin ve düşüncelerin havada uçabildiği
-Kendinize yabancılaştıkça kendimizi tanıdığımızı
-Yılların geriye işlediği zamanları
-Aslında her şeyin aynı şey olduğu
-Küçücük bir şey değişince çok şeyin değiştiğini
-Bazen doğrunun yanlışta gizli olduğunu
-Bütün kitapların bundan bahsettiğini
-Kuralsızlığın en doğru kural olduğu
-Bir noktanın sonsuzluğunu
-Yeni'yi bir yavru kedi gibi koruyup kollamak gerektiğini
-Gerçekse etkisinden belli olacağını
-Hayatın karmaşadan yeşerdiği
-Kazansan da kaybetsen de kazandığını''
OT DERGİSİ ekim sayısı yine çok güzelsin, yine çok özelsin.
15 Ekim 2013 Salı
''sen aydınlatırsın geceyi''
Yumuşacık kalbiyle beni kucaklayan Nick Drake'e sevgiler. Bu öyküyü bu şarkı(tıkla) eşliğinde dinleyiniz.
Bir kafede buluştuk bugün uzun bir aradan sonra. Her zamanki gibi geç kaldım. Bu kez farklı bir masaya oturmuştu. Geç kalmam umurunda bile değildi. Halbuki yolda bahanelerimi sıralarken hangi mimik ve jesti kullanacağıma kadar planlamıştım. Evet, itiraf ediyorum yine uyanamamıştım. Bana çok sinirlenirdi geç kaldığım için, ama şimdi...Ayağa kalktı, sarıldı usulca. Çok özlemişim.
Lafladık biraz...
Sonra durup baktı. ''Saçlarını mı kestirdin sen kısalmış?'' dedi. ''ha saçlarımı kestireli 2 ay oldu aslında bu uzamış hali'' diye yanıtladım bozulduğumu belli etmemek için zoraki bir gülümsemeyle.
Bozulmuştum çünkü; onu upuzun süredir görmüyordum. Görememeyi geçtim haber dahi alamıyordum. O bir tuğla koydu, ben bir tuğla koydum derken aramızda kocaman bir duvar oluşturmuştuk. O ne halde, ben ne haldeyim 3 yıldır bilmiyorduk. Zaman, duvarlar bla bla...
Tam bunları düşünürken garson geldi, menülerimizi getirdi. Ben menüye bakarken, o da gözlerini dikmiş bana bakıyordu. ''Ne oldu?'' dercesine ona baktım.Garsona dönüp''bizim kız menüden bişey seçme konusunda çok kararsızdır. Sen bize iyisimi biri orta biri sade 2 türk kahvesi yanında da 2 sade soda kap getir?'' dedi. Sonra onay bekler cinsten bana baktı. Şaşırdım. Çocuksu bir sevinçle kafamı salladım. ''bu arada kusura bakma bizim her zamanki masamıza oturacaktım ama bizden önce kapılmış malesef '' dedi. Sustuk bir süre. Gülümseyerek birbirimize baktık.
Gülüşünde ''korkma bişeyin olduğu yok'' vardı. Güven vardı. ''hala'' vardı. ''hep'' vardı. ''güneş'' vardı. Aramızdaki buzdan duvarlar eridi birden. Hissettim. Mesafeler kayboldu bir anda.
''Hadi bir sigara yak'' dedim. Camel paketini ortaya koydum. Bu kez şaşırma sırası ondaydı. Gülüşümüze güneş taktık. Kaldığımız yerden sohbetimize devam ettik. Birbirimizin güneşiyle aydınlandık.
Bir kafede buluştuk bugün uzun bir aradan sonra. Her zamanki gibi geç kaldım. Bu kez farklı bir masaya oturmuştu. Geç kalmam umurunda bile değildi. Halbuki yolda bahanelerimi sıralarken hangi mimik ve jesti kullanacağıma kadar planlamıştım. Evet, itiraf ediyorum yine uyanamamıştım. Bana çok sinirlenirdi geç kaldığım için, ama şimdi...Ayağa kalktı, sarıldı usulca. Çok özlemişim.
Lafladık biraz...
Sonra durup baktı. ''Saçlarını mı kestirdin sen kısalmış?'' dedi. ''ha saçlarımı kestireli 2 ay oldu aslında bu uzamış hali'' diye yanıtladım bozulduğumu belli etmemek için zoraki bir gülümsemeyle.
Bozulmuştum çünkü; onu upuzun süredir görmüyordum. Görememeyi geçtim haber dahi alamıyordum. O bir tuğla koydu, ben bir tuğla koydum derken aramızda kocaman bir duvar oluşturmuştuk. O ne halde, ben ne haldeyim 3 yıldır bilmiyorduk. Zaman, duvarlar bla bla...
Tam bunları düşünürken garson geldi, menülerimizi getirdi. Ben menüye bakarken, o da gözlerini dikmiş bana bakıyordu. ''Ne oldu?'' dercesine ona baktım.Garsona dönüp''bizim kız menüden bişey seçme konusunda çok kararsızdır. Sen bize iyisimi biri orta biri sade 2 türk kahvesi yanında da 2 sade soda kap getir?'' dedi. Sonra onay bekler cinsten bana baktı. Şaşırdım. Çocuksu bir sevinçle kafamı salladım. ''bu arada kusura bakma bizim her zamanki masamıza oturacaktım ama bizden önce kapılmış malesef '' dedi. Sustuk bir süre. Gülümseyerek birbirimize baktık.
Gülüşünde ''korkma bişeyin olduğu yok'' vardı. Güven vardı. ''hala'' vardı. ''hep'' vardı. ''güneş'' vardı. Aramızdaki buzdan duvarlar eridi birden. Hissettim. Mesafeler kayboldu bir anda.
''Hadi bir sigara yak'' dedim. Camel paketini ortaya koydum. Bu kez şaşırma sırası ondaydı. Gülüşümüze güneş taktık. Kaldığımız yerden sohbetimize devam ettik. Birbirimizin güneşiyle aydınlandık.
30 Eylül 2013 Pazartesi
Martı
Uçmak.
Özgür olmak.
Tek başına, inandıklarının peşinde giderek bir hayat kurmak.
Gücünün tükenmesi ama vazgeçmemek.
Zorlandığım vakitlerde iliklerime kadar yaşadığımı hissediyorum. Evet inandıklarımın peşinden gitmeyi seviyorum. Bunun uğruna zorlanmayı da. Korkmuyorum, korkmuyorum, korkmuyorum. Yaşama tutunurken bedenimde olan tüm kaslarımı hissetmek istiyorum. Öldüğümde ''yaşamayı ne sömürdüm ama'' deyip kendi kendime gülmek istiyorum. Tam ortasında, orada ''buradayım, bir yere de gittiğim yok'' diyorum.
En zor zamanlarımda ''o an''ı hayal ediyorum. Beni sıkan her şeyden kurtulduğum, rahatıma kavuşacağım o an'ı. Bütün ayrıntılarıyla hayal ediyorum hem de.
Ve Martı kitabında diyor ki: '' düşündüğüm en son hızda herhangi bir yere uçabilmek için oraya vardığını kabul etmelisin''
Bu şarkıda (tıkla) benden hediye. Bir parça huzur. Kahveler bu kez sizden.
Özgür olmak.
Tek başına, inandıklarının peşinde giderek bir hayat kurmak.
Gücünün tükenmesi ama vazgeçmemek.
Zorlandığım vakitlerde iliklerime kadar yaşadığımı hissediyorum. Evet inandıklarımın peşinden gitmeyi seviyorum. Bunun uğruna zorlanmayı da. Korkmuyorum, korkmuyorum, korkmuyorum. Yaşama tutunurken bedenimde olan tüm kaslarımı hissetmek istiyorum. Öldüğümde ''yaşamayı ne sömürdüm ama'' deyip kendi kendime gülmek istiyorum. Tam ortasında, orada ''buradayım, bir yere de gittiğim yok'' diyorum.
En zor zamanlarımda ''o an''ı hayal ediyorum. Beni sıkan her şeyden kurtulduğum, rahatıma kavuşacağım o an'ı. Bütün ayrıntılarıyla hayal ediyorum hem de.
Ve Martı kitabında diyor ki: '' düşündüğüm en son hızda herhangi bir yere uçabilmek için oraya vardığını kabul etmelisin''
Bu şarkıda (tıkla) benden hediye. Bir parça huzur. Kahveler bu kez sizden.
11 Eylül 2013 Çarşamba
Var gücümle tutunuyorum. Yeri geliyor yorulduğum oluyor. Ama dinleneceğim vakti hayal edip tutunmaya devam ediyorum.
Antalya'dayım tekrar.
Bir hikayeyi tamamlamadığında, arkanda bıraktıkların varsa geri dönüyorsun. Deneyimledim. Onayladım. Bir kaç kere hem de.
Başlangıç sürecindeyim. Dünya'nın en korkaklarından olduğum için de biliyorum ki; korkunca olmuyor. Gideceksin. Yapacaksın. Korkup beklediğinde daha da büyüyor, büyüyor.
Çınar'ı özledim.
Antalya'dayım tekrar.
Bir hikayeyi tamamlamadığında, arkanda bıraktıkların varsa geri dönüyorsun. Deneyimledim. Onayladım. Bir kaç kere hem de.
Başlangıç sürecindeyim. Dünya'nın en korkaklarından olduğum için de biliyorum ki; korkunca olmuyor. Gideceksin. Yapacaksın. Korkup beklediğinde daha da büyüyor, büyüyor.
Çınar'ı özledim.
13 Ağustos 2013 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
