beni çok seven ve bunu sıcacık yürekleriyle hissettiren güzel insanlar iyi ki varsınız. ağlamaklı aradığımda güldürürerek telefonu kapattırdığınız için, bana inandığınız;''bu olmazsa eğer başka çare buluruz'' deyip derdimi, sıkıntımı, stresimi sahiplendiğiniz, beni '' bitakım nedenler için'' değilde ''bişeylere rağmen'' sevdiğiniz ve hissettirdiğiniz için size minnettarım.
hiç gitmeyin. hiç bırakmayın. hep olun.
not:bu güzel insanların kıymetini anlamamı sağlayan zorluklar size de sevgilerimi sunuyorum. (nanikkk) :)
Translate
23 Mayıs 2014 Cuma
25 Şubat 2014 Salı
hadi ben kaçtım
Tanrıya mektuplar yazıyorum şu günlerde. Bir de bir danışmanla görüşüyorum haftada bir. Yanından ayrıldığımda kendimi çok yorgun hissetsem de sonra yavaş yavaş geçiyor etkisi. Ve her seferinde daha hafifliyorum. Çok tatlı bir adam, çokta güzel kafa açıyor. Sen de yap derim ikisini de. Yap, kendini tanı, sınırlarını bil ve hareketlerindeki gerçek amacını gör.
Gelecekte de danışmanla görüşmeleri bırakmamayı düşünüyorum. Bu konuya hala çok cahilce bakanlar var. Sen onlardan değilsin değil mi? Bir danışmanla görüşmek için illa bir rahatsızlığın olması gerekmiyor. Mesela ben kendimle ilgili ilginç bir yolculuğa çıktım bu dönem. Bana ağır gelen her şeyi üzerimden atmak istediğim bir dönemdeyim ve bunu keşfederek, yüzleşerek, savaşarak, yorularak, dinlenerek yapacağım. Yapıyorum da. Yaptıkça kendimi seviyorum. Bunun için kilo veriyorum mesela. Bunun için danışmana gidiyorum. Ders çalışıyorum.
Başıma yazdığım kötü senaryonun hepsi gelince ve ölmediğimi anlayınca ''bundan sonra kötü senaryolar yazıp korkmayacağım hatta yazmayacağım.'' demekle koyuldum bu yolculuğa. Ha yazdım diyelim. Ne olacak yine silerim. :)
Aramak istediğim birisi var. ''Şu şu noktalarda seni anladım. Ama benimde bu noktalarda anlaşılmaya ihtiyacım vardı ve ben bu sonu hak etmedim. Neden böyle yaptın?'' diye sormak istediğim birisi. Onu suçlayarak ya da sorgulayarak değil. Gerçekten haklı gerekçesini öğrenmek istediğim için sormak istediğim Çünkü ben hala ona bu yaptığını konduramıyorum. ''Elbet bir açıklaması vardır'' diyorum. Sonra da ''ama ona yazmam gereken her şeyi yazdım. Anlatma sırası onda ve bana ''sana anlatacaklarım var'' sözünü tutmuş değil. Kim bilir belki unutmuştur.'' diyorum. Duruyorum. Hani bildiğim o kişi verdiği sözü de unutmaz ama bilemiyorum. Neyse. Zaten beni çoktan unuttuğuna ve mutlu olduğuna dair duyumlar alıyorum. Daha neyin kafasındaysam? Neyi ne yapmaya çalışıyorsam? Yani bildiğim adam bunu da hemen yapmazdı ama... ''İnsan hayret ediyor işte'' :)
Bu konu hakkında kafamı çok ütülememeye çalışıyorum o yüzden zaten. Kimin ne söylediği çokta önemli değil aslen. Önemli olan elimdeki gerçekler. Bu yüzden seçtiği hayata saygı duyuyorum. Hemen mutluluğu yakalamışsa da başarısı alkışlanır ve doğru seçiminden dolayı kendisi kutlanır en fazla. ''Hey koç bana da öğretsene şu yaptığından nası yapıyosun bi bağiiimmmm''(öhöm tamam cıvıtmıyorum)
Ama ikimizinde çok sevdiği bir bebek var. Onun biraz daha büyümüş o koca yanaklı fotoğrafını ona atamadığımda başlıyor işte devriyelerimde bir hareketlenmeler. Amaan neyse kapattım konuyu.
Ama ikimizinde çok sevdiği bir bebek var. Onun biraz daha büyümüş o koca yanaklı fotoğrafını ona atamadığımda başlıyor işte devriyelerimde bir hareketlenmeler. Amaan neyse kapattım konuyu.
Dört gözle temmuzu bekliyorum işte ben de ayrıca. Artık halatla falan çekiyorum hatta üzerimdeki sabır toprağını atmak için. Güzel planlarım var tabi bir de.
Gerçekten beni seven insanlar var hayatta. Planlarımın başında yanlarına gidip onlara kocaman sarılmak var mesela.
Keşke ''iyi ki'' çiçek olsa. Ne güzel olurdu. Her gün akşam güneşi eşliğinde sulardım onu. Her bir yaprağına da sevdiklerimin ismini verirdim.
AA kendime kadife eldiven aldım sonunda.
Mutlu musun? diye sorarsan bana. Bardağımın dolu tarafı var, dolu tarafında çok lezzetli şeyler var. Ayrıca başardıklarımı görünce de kendimle gurur duyuyorum. Bunun karşılığı lügatında neyse işte öyleyim.
Hadi ben kaçtım.
Not: Albert Ellis ''Nasıl Mutlu Olunur'' kitabını alınız.
30 Ocak 2014 Perşembe
*
Nasılsın?
Sana epeydir yazmıyorum. Ben zaten epeydir yazmıyorum. Yazmaya yeltensem aklıma gelmiyor, aklıma gelse yazmaya üşeniyorum.Geçen gün yatağıma ve sessiz odama bakıp mutlu oldum. Sonra mutlu olduğum anın fotoğrafını çektim. Bak aşağıda o an.
Anlar saklansa sonsuzluğunu korur?
Neyse işte.
Kıyafetlerini çıkartıyorsun, onunla birlikte sorumluluklarını da, sorularını da. Sadece uyku var şimdi. Battaniyen var, yorganın var, kitabın var, kahramanları var,müziğin var, sessizlik var, hayallerin var, kahramanların var... Neyi istersen onu yanına getireceğin ya da yanına gideceğin bir an. İyi sakla bunu, güzel koru.
Şimdi gitme vakti.
3 Ocak 2014 Cuma
?
''Bekliyorum, öyle bir vakitte gel ki vazgeçmek mümkün olmasın'' demiş ya şair ben de bu dizenin yanına bu şarkıyı (tık) koyuyorum.
Anla.
''İlk söz dudağında olsun benim adım''
Olmaz mı?
Anla.
''İlk söz dudağında olsun benim adım''
Olmaz mı?
22 Kasım 2013 Cuma
Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.
Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...
Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.
Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.
"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.
Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;
http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=WT0YRHZMGNT
Bir boomads advertorial içeriğidir.
19 Kasım 2013 Salı
akşam güneşi düşleri
Akşam güneşinin dokundurduğu her şeyi güzel ve huzurlu kılması gibi bir sihri var bence. Her gün akşam güneşi eşliğinde kulağımda onlarca güzel müzikle yürümeyi seviyorum. İçime, saçlarıma, gözlerime dokundukça güzelleşiyorum. Beni iyi veya kötü hissettiren düşünceleri güneşe tutuyorum. Kötüler güzelleşiyor,iyi olanlar ise katlanarak bana geri dönüyor. Bugünkü yürüyüşümü paylaşmak istedim sizinle. Belki bir gün birlikte buralarda adımlar atar, güzelleşiriz diye.
Bir de bunu unutmadan buraya(tıkla) bırakayım.
15 Kasım 2013 Cuma
Dünya Badem Günü
'Bende Özledim' dizisi tam da gününde bence. 'Tam'da olmuş bir dizi. Her cuma severek ve beğenerek izliyoruz. Haftanın yorgunluğunu atıyoruz falan. ımmmh yanaklarından makas al, öp.
Aylaklık ne şahane şeymiş. Diyorum ki şimdi kendimi boşuna yemiş bitirmişim bunca zaman 'hemen iş iş iş' diye. Bir kere hemen iş güç koşturup insanların ortasında bulmayacağım kendimi. Sabah kahvaltısını hazırladığım için çocuk gibi sevinen anneciğimle şahane dakikalar yaşıyoruz mesela. Kahvaltı keyfi ile başlayıp kahve keyfi ile sabah faslını sonlandırıyoruz. Aylağım gibi öğlene kadar uyuduğum yok 8:30'da zınk uyanıyorum. Günü kaçırmak hata çünkü. Spordu, yazıydı, dersti derken gün geçiyor zaten. Uzaktaki dostlarla sohbet muhabbet derken.
Sağlıklı yaşama taktım. Bahçem olsun organik meyve sebze yetiştireyime kadar gittim. Kararlıyım hacı yapıcam. Kefir yapıyoruuum been hey gidi heey. Onu da yapamam mı sandın? Ya bu arada sahilde yürürken bir amcaya rastladım bugün almış kitabını, almış birasını vay arkadaş bir keyifler bir keyifler. Gülümsedim. O da bana gülümsedi. Sahil kasabasında oturmakta böyle bişey sanırım dedim.
Kafamı dinliyorum ben bolca. Kendimi unutmuşum onca stres, savaşın ortasında. Kendimi hatırlıyorum. Bakım yağları, spor, diyet, güzel kitaplar, filmler, müzikler de sağolsunlar bana yardımcı oluyorlar. Kendimi hatırlamam için şu sıralar dosta falan ihtiyacım yok. Bu başka bir şey çünkü. Ben kendime bir evren kuruyorum. Sağlam, korkusuz bir evren olmalı bu bir de bağımsız. Çünkü bir sabah uyandığımda fark ettim ki neyden korktuysam başıma geldi ve hayat o kadar da kötü değil. Hatta o zamanlar hayal ettiğim düzenden daha mutluyum. Olsaydı bu kadar olmazdım sanırım.
Annem uyandırdı aslında beni de. Dedi ki bana ''çok şanslı zamanlar geçiriyorsun. bak kaç senedir uzağında olan kızın yanında. belki yine gidecek bir yerlere mutlu olmana bak dedim kendime'' gülümsedim. 'evet ya' dedim. evet.
İnsan kendisini unutmaya başladığında boşluklar oluşuyor içinde o boşlukları da bir bağımlılıkla dolduruyorsun. Yemek, insan, içki bla bla sen doldurabilirsin içini.
Ama ben istedim ki ne ben unutayım kendimi ne de başkaları unutsun. Hatta hatırlatalım karşımızdakine, yardımcı olalım. Saçma sapan bağımlılıklara ve duygulara sürüklemeyelim birbirimizi.
Ben küçükken de hep oyunlarda ne kural konduysa ona uydum. Sonra kural koyanlar bir bir gittiler. Kime güvendiysem onun dediğine uydum. Duvarında ''sadece sizin söylediklerinize inandım'' yazan Fikrim Bar'a sevgiler bu arada. Ama hep unuttum önce karşındaki değil sen gelmelisin kuralını. Unuttum işte. İnandım ya da karşımdakine, dostuma, sevgilime... İşin komik yanı bundan sonra akıllanır mıyım o da muamma. Ama bildiğim bir şey varsa da hep yarım bırakıldım. Neyin sözünü verdiysem kendimi öldürerek sahiden iki elim kanda sözümü tuttum. Ama gel gör ki... Hayatın bu son yarım bırakma hamlesi biraz ağır oldu. Beklemediğim bir noktadan darbe aldım çünkü. Ama ne yapalım.
Yandım, kül oldum biraz bekleyip doğarım bir sabah elbet.
16 Kasım hep dünya badem günü olarak kutlanıcak, hep.
Aylaklık ne şahane şeymiş. Diyorum ki şimdi kendimi boşuna yemiş bitirmişim bunca zaman 'hemen iş iş iş' diye. Bir kere hemen iş güç koşturup insanların ortasında bulmayacağım kendimi. Sabah kahvaltısını hazırladığım için çocuk gibi sevinen anneciğimle şahane dakikalar yaşıyoruz mesela. Kahvaltı keyfi ile başlayıp kahve keyfi ile sabah faslını sonlandırıyoruz. Aylağım gibi öğlene kadar uyuduğum yok 8:30'da zınk uyanıyorum. Günü kaçırmak hata çünkü. Spordu, yazıydı, dersti derken gün geçiyor zaten. Uzaktaki dostlarla sohbet muhabbet derken.
Sağlıklı yaşama taktım. Bahçem olsun organik meyve sebze yetiştireyime kadar gittim. Kararlıyım hacı yapıcam. Kefir yapıyoruuum been hey gidi heey. Onu da yapamam mı sandın? Ya bu arada sahilde yürürken bir amcaya rastladım bugün almış kitabını, almış birasını vay arkadaş bir keyifler bir keyifler. Gülümsedim. O da bana gülümsedi. Sahil kasabasında oturmakta böyle bişey sanırım dedim.
Kafamı dinliyorum ben bolca. Kendimi unutmuşum onca stres, savaşın ortasında. Kendimi hatırlıyorum. Bakım yağları, spor, diyet, güzel kitaplar, filmler, müzikler de sağolsunlar bana yardımcı oluyorlar. Kendimi hatırlamam için şu sıralar dosta falan ihtiyacım yok. Bu başka bir şey çünkü. Ben kendime bir evren kuruyorum. Sağlam, korkusuz bir evren olmalı bu bir de bağımsız. Çünkü bir sabah uyandığımda fark ettim ki neyden korktuysam başıma geldi ve hayat o kadar da kötü değil. Hatta o zamanlar hayal ettiğim düzenden daha mutluyum. Olsaydı bu kadar olmazdım sanırım.
Annem uyandırdı aslında beni de. Dedi ki bana ''çok şanslı zamanlar geçiriyorsun. bak kaç senedir uzağında olan kızın yanında. belki yine gidecek bir yerlere mutlu olmana bak dedim kendime'' gülümsedim. 'evet ya' dedim. evet.
İnsan kendisini unutmaya başladığında boşluklar oluşuyor içinde o boşlukları da bir bağımlılıkla dolduruyorsun. Yemek, insan, içki bla bla sen doldurabilirsin içini.
Ama ben istedim ki ne ben unutayım kendimi ne de başkaları unutsun. Hatta hatırlatalım karşımızdakine, yardımcı olalım. Saçma sapan bağımlılıklara ve duygulara sürüklemeyelim birbirimizi.
Ben küçükken de hep oyunlarda ne kural konduysa ona uydum. Sonra kural koyanlar bir bir gittiler. Kime güvendiysem onun dediğine uydum. Duvarında ''sadece sizin söylediklerinize inandım'' yazan Fikrim Bar'a sevgiler bu arada. Ama hep unuttum önce karşındaki değil sen gelmelisin kuralını. Unuttum işte. İnandım ya da karşımdakine, dostuma, sevgilime... İşin komik yanı bundan sonra akıllanır mıyım o da muamma. Ama bildiğim bir şey varsa da hep yarım bırakıldım. Neyin sözünü verdiysem kendimi öldürerek sahiden iki elim kanda sözümü tuttum. Ama gel gör ki... Hayatın bu son yarım bırakma hamlesi biraz ağır oldu. Beklemediğim bir noktadan darbe aldım çünkü. Ama ne yapalım.
Yandım, kül oldum biraz bekleyip doğarım bir sabah elbet.
16 Kasım hep dünya badem günü olarak kutlanıcak, hep.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

