güzel değil, cilveli.
herkes arkasından böyle söylerdi. kocaman kahkahalar atardı. sevdiği erkeklerin önce ruhuna aşık olurdu.
kimisinin eli, kimisinin sesi, kimisinin nefesi üzerine hikayeler, şarkılar, şiirler yazardı.
her seferinde kocaman bir gülümseme, eller birleşmiş ve gözler gökyüzüne bakar halde ''inanıyorum bu kez güzel olacak'' derdi.
adam bir espiri yapardı, kız biraz çapkın, biraz çocuksu bakar ve güler ve dikkatini çekerdi adamın.
arkadaşının gittiği bir falcıdan duymuştu: ''kader insanı önce zayıf noktasıyla dener, sonra da ödüllendirirmiş'' kabullenmişti onunda zayıf noktası buydu ve kader onu defalarca denemişti. artık bir ödülün vaktinin geldiği söylüyordu kendi kendisine.
(o vakitler asla gelmez baylar bayanlar ama o bunu duymuyor bir türlü. kader asla insanı ödüllendirmez. her seferinde daha büyük bir acıyla karşılaştırır. insan ömrü boyunca o ödülü bekler durur. bu ödül için fazla beklentiye giren insanlar fazla imite bir hayat kurup kendilerine sonunda gerçeklerle yüzleştiklerinde dayanamayıp intihar ederler.)
bir adam görüyordu, içinden bir şarkı tutuyordu, adına bir hayal kuruyordu ve PAT! adamın peşinden sürükleniyordu.
bazı kadınlar onun güçsüzlüğünden bahsediyordu. ''tek başına var olamıyor bir türlü sürekli biri geliyor diğeri çıkıyor yazık yazık!''
kadının güçsüzlüğünden bahseden kadınlar bir kaç hayat sonra kıpkırmızı gözlerle ''giderse ölürüm'' diyordu bir adam için.
kızın giderse ölürüm diyeceği bir aşk...
evet evet bir kez gelmişti başına. adam gitti, kız öldü...
ama dünya dönmeye devam etti, eksik gedik, olmamış, olduramamış bir dünyada yaşamaya devam etti.
gitti, öldü...
yani bu kadardı!
sonra hayat başka bir hızla aktı üzerinden. çünkü giderse ölürüm dediği adam gitmişti, kız ölmüştü. bir asfaltın üzerinde ölüydü kız.kimse farkında değildi. üzerinden geçiyorlardı hızla. çiğneye çiğneye! yaşam tüm hızıyla kızı orada eziyordu. kalksa akışa bıraksa kendisini gidecekti bir yerlere ama o kendisini sadece akışa bırakmış taklidi yapıyordu, orada yerde varlığını sürdürmeye devam ediyordu. Bu yüzden işte hem en ortasında hemde kıyısındaydı yaşamın
bir ara birileri aşifte demişti. kimdi hatırlamıyordu. adı bir ara aşifte olmuştu.( insanlar ne kadar çok konuşurlar böyle)
kimseye kızmıyordu işin ilginç yanı. arada haksızlık bu diyordu ama yine yapılan tüm espirilere gülüyordu. çocuktu. tanrının büyümeyen çocuğuydu ve kadındı. bütün baktırdığı fallardaki o kalbe inanıyordu, kaderin onu denediği zayıf noktasının bir gün ödül olarak ona geri döneceğini söylüyordu.
kadındı...
küçükken annesinin topuklu ayakkabısıyla halının serilmediği antredeki o yerde takıdı takıdı yürümeye çalışırdı, hamile kadınlara sempati ile bakardı, bir dönem evlilik mi ıyyy desede evli çiftlere içten içe gıpta ile bakardı. o erkeklerin bildiği kadınlardandı. hediye değilde güzel bir söze tav olabilirdi. biraz düşünceli adam hayal ederdi. arada onu şımartsın, sevsin herşeyini sevsin ve aldatmasın blablabla...
aşifteeee!!!
inanıyordu. sanırım suçu buydu bir adam gelecekti ve herşeyi çözecekti. bir önceki adamın dağıttığı hayatını başka bir adam gelip düzeltecekti
( kaçıncı adımdan sonra 10 dan geriye saymaya başlar ilişkiler? ALDIM VERDİM BEN SENİ YENDİM)
bir adam gördü, espirisine güldü, adam güzel bir cümle kurdu kadına, kadın gözlerini devirip gülümsedi.
yolda yürürken güzel bir müzik dinledi.
gülümsemesini gören birisi ''aşifte bulmuş yine birisini'' dedi. başka birisi ''yanlızlığı beceremiyor'' dedi.
kadın duymadı bunları ''olacak'' dedi gülümsedi. güneş her zaman ki güneşti halbuki ama o ''farklı parlıyor bugün'' dedi.
onu yolundan kim döndürebilirdi ki?
kendi kendisine hayaller kurup hayalkırıklığı yaşasada arada bir mutlu olmasını görüp kıskanan ve ona sürekli bok atan gri insanlar mı?
sanmıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder