Translate

13 Ekim 2010 Çarşamba

tamamen şemsiye...

Sokak kenarlarında saydam şemsiyeyi indirip öperdi beni. Beni ve kendisini insanlardan böyle saklardı; saydam bir şemsiye ile!


Elleri avuç içimi ısıtırdı.dişleri, gülümsediği anda etrafı bambaşka ışıkla doldururdu. Tüm sokağı dolduran kahkahalar atarken ben, döner ve şımarıkça ve kendinden emin bir tavırla(beğenilen erkeklerin kendine has tavrı) güzel dişleriyle gülümserdi bana. Sonra bir duvar kenarına ani bir hareketle çeker ve öpmeye başlardı beni. Yanımızdan insanlar geçerken bize bakarlardı. Göz ucuyla onları süzdükten sonra(beni öpmeyi de bırakmazdı) şeffaf şemsiyesini indirirdi. Sonra el ele tutuşup yürümeye devam ederdik. Ben bolca gülerdim. Yağmur başlardı. ‘şu şemsiye karşıma çıkana kadar yağmurda şemsiye ile gezmeyi sevmezdim. Aslında ben pek şemsiyeleri sevmedim. Fazla kırılgan bir tavır olarak gelirdi bana hayata karşı. Çünkü ben fazla kırılgan birisiyim, o kadar kırılganım ki bunun anlaşılmaması için şemsiye konusunda bile kompleks yapabiliyorum. Bu şemsiye sokak kenarından alınma, öylesine bir şemsiye değil. Şu gördüğün şeffaf şemsiye var ya… Küçükken çatıdan atladığımda yere yavaşça inmemi sağlayacak o sihirli şemsiyelerden işte. Bunu açtığımda yağmurlu bir havada gökyüzüne rahatça bakabiliyorum. Dudaklarını tatmanın en güzel yerindeyken o pis insan bakışlarına bunu açarak hareket çekebiliyorum. Üstelik yine bizi izlemeye mecbur bırakıyorum. Hem kendini korurken, hem hayatı kaçırmamak olası iş değil! Ama bununla olası işte.şu gördüğün şemsiye sokak kenarında satılan öylesine bir şemsiye değil sevgilim. Bu şemsiye beni çatıya çıkıp atlamamı sağlayacak kadar hayal kurduran, insanların pis bakışlarını fark ettirecek kadar gerçekçi yapan, kendimi korumaya alacak kadar büyüten fakat her şeye rağmen onların arasındaki varlığımı soyutlamayan bir şemsiye bu. Küçükken yağmurlu günlerde şemsiye ile gezen insanların tanrı tarafından görülmediğini bu yüzden bu kadar şikayetçi göründüklerini düşünürdüm. Zaman geçtikçe bunun böyle olmadığını anladım. Anladım fakat o yaştaki bana anlatamadım. Ve 5 yaşındaki o beni ancak bu şemsiye ile ikna edebildim. İnsanın büyürken çocukluğunu kızdırmaması gerekiyor. Yoksa sana tüm hayallerin ihanet ediyor. ‘

Yağmur hızlandı, burnu kızarmaya başladı iyice üşümüştü. Öksürdüm, öksürdü. Bana sarıldı. Çok üşümüştük yağmur üzerimize üzerimize yağdı. şemsiyeyi açtı, insanlar koşarak yanımızdan geçiyordu, yerler çamur içinde olmuştu. Tekrar öksürdü ve tekrar. İnsanlar bize çarpıyorlardı. Yağmur iyice hızlanıyordu, yerlerden sular akıyordu. Korkmuş, yorgun, yılgın insanlar üzerimize üzerimize doğru koşuyordu. Kafamı göğsüne bastırdı. ‘’Şeffaf şemsiyeden yukarı baktığında gökyüzündeki o kürek çeken adamı tekrar görmeye çalış olur mu’’ dedi. Kafamı kaldırdım, kafamı kaldırdığımda şemsiyeye binmiş gökyüzüne doğru kürek çekiyorduk. İnsanlar koşuyorlardı, şeffaf şemsiye bize herkesi gösteriyordu. Oradaki varlıklarını görebilecek kadar yakın, dokunamayacak kadar uzak kılıyordu bizi. ‘Gördün mü bak' dedi. Hızla yukarı çıkmaya başladık.

Uyadığımda miğdemde korkunç bir ağrı vardı. Yanımdaki kovaya kustum. Yarısını doldurmuştum. Yüzümü yıkadım. Şarabı fazla kaçırmıştım, üzerime bir battaniye aldım ve cam kenarına gittim. Dışarıda yağmur gürül gürül yağıyordu. Evet artık yağmurlar hüngür hüngür değil gürül gürül yağıyordu. Bir adam yağmurun altında koşarak arabasına doğru gidiyordu.şemsiyesi kırıldı, suya bastı, duymadım ama ifadesinden anladım ağız dolusu küfür etti yağmura.

Severek, kaçmadan, ait olmadan ama tüm benliğinle var olarak yaşamak…

Sahi var mıdır şeffaf bir şemsiyenin varlığına inanan birisi şu yağmurda?

Rüya dediğin; ellerinin içine dolan, saçlarını ıslatan, seni donduran ama yine de olmazsa olmazın olan gerçeklere karşı şemsiyedir.

Tamamen şemsiye…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder