bayram dönüşü vizelerim var ve betimsele çalışıyorum. permütasyon kombinasyon konuları ağırlıklı. oysa ben öss de teğet geçmiştim, bir soru çıkacak boşuna vakit kaybetmeyim diye.(teğet geçtiğimiz bütün acılar daha sonra çocukluk hastalıkları gibi daha büyük şiddetle bizi bulup vuruyor diyordu ece temelkuran bir köşe yazısında) aslında betimsele çalışmıyorum çalışmaya çalışıyorum.
bazen oturup naz'ı düşünüyorum. nazı bazen oturup ciddi ciddi düşünüyorum. sevdiğin bir kitabı okumak, bitirmek ve her o kitabı düşündüğünde ona dair yeni anlamlar bulmak kadar değerli nazcığımı düşünmek benim için.onunla sohbet etmek hele!...
bir cümle var kurulmayı bekleyen. O cümleyi ben kurucam. Öyle bir cümle ki bu onu kurabilmek için bütün kelimelerinin anlamını teker teker bilmek gerekiyor. İşte o cümle uzakta beni bekliyor. İşte o cümleyi bulmam için pek çok işi yapmam gerekiyor. İşte nazla sohbet ederken o cümleye yaklaştığımı hissediyorum. O cümle benim hayatımın cümlesi olmasına rağmen nazla konuşurken o cümleye yaklaşıyorum. Naz ruhlarımızın daha önceden tanıştığını düşünüyor. Buna inanıyorum!
Aynı fotoğraf karesinde birbirimize kilometrelerce uzakta insanlarla yer aldım, aynı fotoğraf karesinde aynı manzarayı izlediğim insanlarla da yer aldım ama 3 yıl olmasına rağmen tanışalı aynı fotoğraf karesinde nazla hiç yer almadım.(belki toplu çekilen lise fotoğrafları dışında, eminim aynı ifade vardı ikimizde de)
Hani aynı mekanda olupta birbirini sonradan fark eden insanlar vardır ya biz nazla öyle de değildik. Biz ilk konuştuğumuz andan itibaren birbirimizi tanıdığımızın farkına vardık fakat aniden birbirimizin hayatına da girmedik. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra! (huzuru arıyan kadınlar değişimlerden ve aniden gelişen olaylardan müthiş zevk almasına rağmen içten içe tedirgin olurlar bu olaydan ve aynı iki kadın birbirini görürse bunu anlar ve ona göre hareket etmeye başlar)
11. sınıf boyunca onu izlemem, beni izlemesi, yanlış anlayacak diye korkmam, konuşmalarımız, en yakınımdaki bile insanların anlamayacağına inandığım bu yüzden söylemediğim şeyleri ona anlatmam, naz mutsuz olduğunda rüyamda görmem ona söylemem ve hemen anlatması, antalyada yaşarken sevdiğimiz mekanlara birbirimizi götürmememiz fakat yine de bunca yakınlık...
Onu bazen oturup ciddi ciddi düşünüyorum! Karmaşalarını- aşklarını- çözümlemelerini-başarılarını-başarısızlıklarını- sorumsuzluğunu-kadınlığını ve daha pek çok şeyi.
Cümledeki kelimelerin anlamını varlığı dolduruyor dolu dolu bir dolu.
Ayda yılda bir görüşüp ama hep yanımda olduğu için seviyorum. Buluştuğumda ‘’dün görmüş gibi’’ hissini seviyorum, farklı senkronlarda evine kusmayı da :D
Aynı fotoğraf karesinde hiç yer almadık ama gördüğünüz pek çok fotoğrafta birlikteyiz bir köşesinde…
Anlatsa-anlatsam.
Bulsak.
Gözleri portakalmış ya onun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder